• BIST 82.779
  • Altın 146,779
  • Dolar 3,7701
  • Euro 4,0274
  • Samsun 8 °C
  • Ankara -1 °C
  • İstanbul 6 °C
  • Trabzon 9 °C

Bir Kalbin İstifası...

Orhan DOĞANGÜNEŞ

Sessizlik, bazen çok şey anlatıyordu insanoğluna. Lakin insanoğlu varamıyordu farkına..
 
Ah bir varsa!
 
Gecenin en kıymetli saatlerinde düşünüyordu genç adam. Hani denir ya, “kendini hesap çekmek”. İşte buydu onun yaptığı.
 
Sessizlik birşeyler fısıldıyor olmalıydı kulağına. Dinliyordu aslında, ama anlamıyordu.
 
Ya da anlıyor muydu yoksa!
 
Anlamazlıktan geliyordu. Kalbindeki fırtınaların farkındaydı. Fakat sessizliğin anlattıklarını dinlemek ve daha fenası anlamak, onun “yaşam tarzı”na uymayacaktı!
 
Hep huzuru aradı ömrü boyunca. Neler yapmadı ki..Terapiler, meditasyonlar, çeşitli ilaçlar.
 
Maddiyat, maddiyat, yine maddiyat..Olmadı. Birşeyler vardı eksik kalan. Ama birşey de vardı kalbine  derman olan, lakin henüz bulunmayan.
 
Belki de bu sessizlik, kalplerin tedavi yöntemini anlatıyordu insanlara, ah bir bilseler!
 
Zaman sonra sessizlik, yerini  bir “ses”e bırakıyordu..
 
-Allahu ekber, Allahu ekber!
 
Şaşırıyordu. Belki de bu zamana kadar duymuş olduğu ve önemsemediği o ses, ilk defa kendine farklı geliyordu.
 
Ne olmuştu da bu kadar ürpermişti, ”alt tarafı”, ezan okunuyordu. Ve ilginç olan, ezan okundukça bir ferahlama hissediyordu!
 
Birden dedesi aklına geldi. Ne de güzeldi. Ezan onun için çok şey demekti. Bir sonraki namaz vaktinin gelmesini iple çekerdi. Ak sakalları nur yüzünü süslerdi.
 
Ve genç adam, dedesi namaz kılarken uzaktan beri onu izlerdi. Kendisine itiraf edemese de dedesine imrenirdi.
 
Ne güzel bir hayat! Allah’tan aşkasına “eyvallah” çekmemek, dünyalıkları elinin tersiyle itmek, fani güzelliklere kapılmayıp onlarla tefekkür etmek, tatlı dilli, güler yüzlü, muhabbetli yaşayıp gitmek ve en güzeli de kırmamak insanları, kötü söylememek, kibir göstermemek, tevazu ile hoşgörmek..
 
Sahi şimdiki “dindarlar” bile benzemiyordu dedesine değil mi?
 
İki rekat namaz kılan evliya sanıyordu kendisini. Herkes başkalarının günahlarını dolamıştı diline. İçkinin bir damlasını ağzına sürmemekle övünenler, gıybet ile sarhoş olmuşlardı farkında olmadan.
 
Oysa, ”insan başkalarının günahlarını konuşmamalı” diyordu dedesi. ”İlle konuşacaksa da kendi günahlarından konuşsun, varsa yüreği!”
 
Kendi günahlarını da bir tek kendisiyle konuşmalıydı insan. Kendisine itiraf etmeliydi kendisini.
 
İnsan evladı, herkesten önce kendisine karşı dürüst olmasını bilmeliydi. En önemlisi de yaptığı işin günah olduğunu kabul etmeliydi.
 
Ezan bitmişti. Genç adam gözlerinin dolduğunu farketti. Yapacağı şey zor değildi. Güzelce bir abdest alması gerekliydi. Ama üşendi.
 
Kalbi kendisinden şikayetçiydi. Tevbe istedi. Ama genç adam yine erteledi.
 
Allah(c.c), ”denizlerin köpükleri kadar da günahınız olsa, tevbe edin, bağışlayayım!” diye ayet indirdi. Peygamber(s.a.v),  “tevbe eden hiç günah işlememiş gibidir” diye bildirdi.
 
Genç adam dinlemedi. Kendi içinde tanrılaştırdığı “yaşam tarzı” izin vermedi. O, kalbini değil nefsini seçti.
 
Kalbi son kez tevbe istedi. Fakat isteğine cevap gelmedi.

Ertesi sabah genç adam yatağında ölü bulundu. Vefatına ise, ”kalp krizi” teşhisi konuldu.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Haber Exen | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0.362. 432 64 64 Faks : 0.362. 435 47 77