• BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • Samsun 13 °C
  • Ankara 1 °C
  • İstanbul 14 °C
  • Trabzon 11 °C

İLK SÖZ: MERHABA!

Gökçe YÜKSEL

Emeğinin karşılığını görmek ister insan. Yaptığı bir yemekte, verdiği ufak bir hediyede dahi olsa bir ‘teşekkür’ duymak ister. Verdiği değeri, karşı taraftan da aldığını hissetmek için…

Böyle küçük şeylerde bile değer beklerken, yıllarını, belki de hayatının geri kalanını o mesleği yapacağına inanarak şevkle, heyecanla, merakla, kendini daha da çok geliştirmenin arzusuyla üniversiteyi bitirip, iş bulamayanlara ne demeli?

Mezun olup bir iki ay tatilden sonra iş aramaya başlıyor insan, o taze heyecanı ve hevesiyle. En azından ‘atama’ olana kadar boş kalmayayım istiyor. Atama olacağından o kadar emin ki… Ret cevabı aldığı yerleri pek önemsemeden, ‘daha yeni mezunum, önümde çok zaman var, illaki başlarım’ diyerek kendini teskin etmeye çalışıyor bir yandan da. Öyle ki, atama zamanı gelip, hayal ettiklerinin çoğuna kavuşamadığını fark ettiği anda bitiveriyor Pollyannacılık…

Bakıyor ki hiç de kolay değil çalışmaya başlayabilmek. ‘önümde çok zaman var’ derken, geçen zamanın aleyhine işlediğini fark edip, özel şirketlerin kapısını daha da aşındırır hale geliyor. O zaman da ‘tecrübe’ isteyen patronlar çıkıyor karşısına, sanki kendisi bu seviyeye üniversiteden mezun olduğu anda gelmiş gibi…

Ve her ret cevabı biraz daha umutsuzluğa sevk ediyor, büyük bir istekle okuduğu bölümünü sevmemeye, düzenin ona getirmiş olduğu bu sıkıntılara isyan etmeye başlıyor. Sonrası mı? Sonrası bıkkınlık, boşa geçen dört sene ve geleceğin belirsizliğinin ağır yükü…

Ne yazık ki biz ‘diyetisyenler’ de böyle zor bir dönemden geçiyoruz. Beş altı sene öncesine kadar sıfır puanla atanabilen diyetisyenler, şimdi 80-85 puanlarla dahi atanamıyor. Sağlık Bakanlığı’nın obeziteyle mücadele, sağlıklı beslenme planları hayata geçerken, beslenmeyi en doğru şekilde bilecek olan diyetisyenlerden hiç bahsedilmiyor. Büyük hastanelere sadece bir diyetisyen verilerek hem çalışanın iş yükü arttırılıyor hem de yeni mezun diyetisyenlere kapı açılmıyor.

Her mezun ise iş sahasında bir yere tutunmaya çalışıyor. Gerek özel sektör, gerek özel merkez gerekse sosyal medya hesaplarını kullanarak…

Askerliği uzun dönem yapan diyetisyenler, atanamayacak olmanın farkındalığıyla hayatına asker olarak devam etmenin yollarını arıyor. Askere gitmeyen, herhangi bir kurumla anlaşamayanlar ise mesleğiyle alakası olmayan her işte çalışıyor. Kimisi kasiyerlik kimisi garsonluk yapıyor.

Mesleğimizle beraber insan sağlığına zarar veren diğer bir konu ise, zayıflamayı herkesin kendine iş edinmesi. Hızla kilo verdiren şok diyetler, vücutta yağ kaybından çok su kaybına sebep olarak vücut dengesini bozan detoks suları, vücuda gereğinden fazla protein yüklemesine sebep olan böbrek düşmanı diyetler, bol tereyağı ve yumurta önerip kolesterolü yükseltirken, gebelikte çok önemli bir test olan ve olumsuz hiçbir etkisinin görülmediği ‘şeker yükleme testine’ karşı çıkan, popülaritesini sadece kendi menfaati için kullananlar…

Yaz aylarının da yaklaşmasıyla kilo vermek isteyen herkes bunlara koşacak şimdi. Kısa süreliğine kilo verdiğini zannedip, vücudundaki kas kaybını arttırarak ve muhtemelen de spor yapmadan zayıf ama sağlıksız bir vücutla baş başa kalacak. Kimisi hep halsiz olacak, kimisi dengesiz beslenmekten dolayı saç kaybı yaşayacak, kimisi böbreklerini mahvedecek.

Sağlığı zayıflamak uğruna tehlikeye atmaktansa bizlerin sesine kulak vermek en doğrusu. Zayıflamaktan kilo almaya, hastalıklarda beslenmeden sporcu beslenmesine, gebelikte beslenmeden genç ve çocuklarda beslenmeye kadar, beslenme alanında mütehassıs kişiler bizleriz. Ve biz biliyoruz ki, nesillerin sağlıklı yetişmesinde en önemli etken doğru beslenme.  Sofraya gelen her besin, ailenin yaptığı her sağlıksız kaçamak, yanlış pişirme yöntemi, hareketsiz yaşam çocuğun geleceğini şekillendiren, ileride obez olup olmayacağını belirleyen etkenlerden sadece birkaçı. Bu sebeple, yapılan her yemeği, her sporu hem kendimiz için hem de çocuğun geleceği için yapmalıyız. Yani sağlıklı nesiller için…

Birkaç satır yukarıda bahsetmiş olduğum, sizlere sağlıklı beslenme adına belki de hiçbir şey katmayacak olan bu insanlar, hem sizlerin hem de gelecek nesillerin sağlığını elinden alıyor. Sadece size zarar vermekle kalmıyor, bizlere olan ilgiyi ve inancı azaltıyor. Bir haftada beş kilo veren birine, sağlıklı olanın beş kiloyu bir ayda vermek olduğuna ikna etmek oldukça zor oluyor.

Ve evet sevgili dostlar, ben de anlattığım sıkıntıların hepsini olmasa da bir kısmını yaşamış bir diyetisyenim. Babam ve annemin okuduğu kitapları arşivleyerek büyüttüğü kocaman bir kitaplığın ve yüzlerce kitabın arasında, bolca okuyarak ve yazmaya çalışarak geçti çocukluğum. Okumanın uçsuz bucaksız bir deniz, yazmanın ise sınırsız bir arş olduğunu o zamanlar anladım.

Ve günler geçti, yeni kitaplar, yeni yazılar içinde. Büyüdüm, ilkokuldaki Türkçe öğretmenimin istediği gibi gazeteci olmasam da, çok sevdiğim ve her zorluğa, görmeyi beklediğimiz değeri alamamış olmamıza karşı, yapmaktan her zaman gurur duyacağım bir meslek edindim kendime. Ama tahmin edeceğiniz üzere okuma ve yazma aşkı bitmedi içimde. Daha da arttı ve gün geldi taştı, sizlere ulaşmak için…

Artık burada, sizlerleyim. Dileğim odur ki; uzun sürmesini temenni ettiğim yazın hayatımda daha çok konular konuşacak, aklınıza takılan birçok konuyu aydınlatacak ve karşılıklı öğreneceğiz. Beslenme konusunda ne varsa sizlerle paylaşmaktan, yanlışların karşısında durup, doğruları size anlatmaktan her zaman mutluluk ve onur duyacağım.

  • Yorumlar 2
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Haber Exen | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0.362. 432 64 64 Faks : 0.362. 435 47 77