21 Mayıs 2012 Pazartesi
Samsun17 °C
Konut fiyatları tepe taklak olacak !
Kahvaltıda timsah yiyen kaplumbağa!
Kredi kartında önemli uyarı
Pakistanda Twitter yasağı
İki olay arasında tek fark !

Bekir PARLAK

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Küresel Krizin Yenilmeyeni

07 Ocak 2012 Cumartesi 11:24

 

YÜKSELEN TÜRKİYE’DE İŞLETME YÖNETİMİ

Küresel Krizin Yenilmeyeni

Dünyanın krizlerle boğuştuğu, ayaklanmaların ve protestoların bir virüs gibi dalga dalga yayıldığı bugünlerde, gelişme ivmesini hızlandıran Türkiye, emin adımlarla hedeflerine doğru yürümektedir. Türkiye, dostların sevindiği, düşmanın yerindiği bir hızla krizlere takılmadan istikrarlı bir şekilde büyüyor. Ekonomik büyüme hızında Çin’e kafa tutan ülkemiz, siyasi istikrarın sağlanmasının meyvelerini devşirmektedir. İstikrar devam ettikçe, gelişmemiz ve büyümemiz de sürecektir. Stratejistlerden ekonomistlere, devlet adamlarından akademisyenlere kadar herkes, Türkiye’nin yıldızının parlamaya devam edeceğini ve dünya üretim ve ticaret pastasında daha büyük paylar almaya aday olduğunu belirtmektedirler.

Türkiye yükselirken, işletmelerimiz ne durumda? Veya soruyu şöyle soralım; Türkiye neyin üzerinde yükseliyor? Bu sorunun cevabının odak noktasında doğal olarak işletmelerimiz bulunmaktadır. Türkiye ekonomisi, özel kesimin omuzlarında yükselmektedir. Doğrusu da budur.

Girişimcilerimiz, ekonomimizin itici gücüdür. İhracatımızın artması, genel ihracat içinde sanayi mamullerinin oranının yükselmesi ve daha teknolojik ürünlerin giderek ihracat içinde daha çok pay alması, yurt dışı müteahhitlik işlerimizin büyümesi ve daha nitelikli taahhütleri başarıyla gerçekleştirmemiz, gelecek için ümit vericidir.

Yeni Yüzyılda Değişen İş Dünyası

Küreselleşme çağında her şey değişirken, işletmelerin bundan bağımsız olması düşünülemez. İş yapma modelleri, kurumsallaşma zorunluluğu, stratejik yönetim, yeni satış ve pazarlama teknikleri, insan kaynaklarının yönetimi, süreçlerin etkin idaresi, toplam yönetim kalitesi yaklaşımı, robotik teknolojiler, dış ticaretteki dönüşen trendler, tüketici tercihlerindeki değişimler, müşteri bilinç düzeyindeki yükselme, mikro teknolojik tasarım ve ürünler, insan sağlığı merkezli imalat, yeni finansman yolları ve diğer gelişmeler, işletmelerimizin mutlak surette vakit geçirmeden ayak uydurmaları gereken hususlardır.

Sözü edilen değişimlerin sadece şirketlerin organizasyon yapılarına, pazarlama yaklaşımlarına değil, aynı zamanda tüm organizasyonlara, bu arada devlet yapılarına, insanların sağlık, eğlence, dinlence, hatta seyahat konularındaki yaklaşımlarına da önemli etkileri olması bekleniyor. Bu konuda yetkinliklerini geliştirmeyenler ise rekabetçi avantajlarını kaybedecekler. 

Bu bağlamda öne çıkan yeni sektörler olacak. Sağlık turizmi, yaşlı bakım ve hizmetleri, tematik eğlence ve dinlence, gen teknolojileri, yenilenebilir enerji üretimi ve teknolojileri, uzay endüstrisi, ileri teknoloji ürünü özel tekstil mamulleri, elektrikli otomobil teknolojisi, yeni tekniklerle yapılacak akıllı ve kendi enerjisi sağlayan konutlar ve yapılar, kent içi ulaşım teknolojileri, çevre yönetimi ve teknolojileri, organik tarım ve diğer üretim konularının yanında, hizmet sektörlerinde de daha rafine ve kompleks sunumlar gündeme gelecektir.

Türkiye’yi Bekleyen Fırsatlar

Değişim çağındaki günümüzün kaotik ortamında, Türkiye, global bir oyuncu olmaya hazırlanıyor. Bu oyunun en büyük aktörleri kuşkusuz işletmelerimiz ve girişimcilerimizdir. Müteşebbislerimizin ve yöneticilerimizin yarına hazırlıklı olmaları, kendilerini ve şirketlerini profesyonel ve küresel iş hayatının gerektirdiği donanımlara sahip kılmaları elzemdir.

Bugünün ve yarının dünyası fırsatlar dünyasıdır. Bu husus bilhassa ülkemiz ve şirketlerimiz için daha da geçerlidir. Dünyayı iyi okumamız gerekiyor. “İçinde dünya olmayan, dünya içinde olamaz” sözünden hareket ederek, artık dünyaya hitap etmeli ve vizyonumuzu küresel ölçekli belirlemeliyiz.

Şirketler dünyasında olumlu şeyler yaşanıyor. Likidite fazlası olan uluslar arası finans kaynakları Türkiye’deki KOBİ’leri kredilendirme için ciddi niyetler taşımakta. Diğer yandan özellikle Avrupa başta olmak üzere, küresel finans krizinden ve olumsuz sosyo-ekonomik gelişmelerden büyük darbeler yiyen şirketler satışa çıkmaya başladılar. Yaşlı Avrupa’da şirketini kendinden sonra yönetecek nesli olmadığı için satış yolunu tercih edenlerin sayısı önümüzdeki yıllarda belirgin bir biçimde artacaktır. Dünya’da yükselen Türkiye markasıyla şirketlerimize daha çok iş ve ortaklık teklif edilecektir. Her türlü taahhüt işlerinde gözle görülür bir artışı orta vadede birlikte göreceğiz. Ayrıca, yeni kurulan veya yeniden büyük ölçüde yapılandırılan ülkelerde girişimcilerimizi bekleyen muazzam iş imkanları bulunmakta.

Bütün bunları göz önüne aldığımızda, işletmelerimizin gelecekten umutlu olmamaları için bugün geçerli bir nedenimiz yoktur. Şirketlerimiz önümüzdeki dönemde ülkemizle birlikte büyüyecektir. Ama bunun için gerekli şartları yerine getirmeleri lazımdır.

Büyümek ve Kalıcı Başarılar

Büyümek isteyen şirketlerin önünde iki seçenek var: Birincisi, satın alma yöntemini kullanmak. Bu son dönemde Türkiye'de de yaygın olarak görülüyor. İkincisi ise şirketin kendi dinamiklerini kullanıp büyümek. Yönetim gurusu Jeffrey Fox, "İyi yönetilen Amerikan şirketleri artık organik büyümeye yöneliyorlar" diyor ve şöyle devam ediyor: "Organik büyüme bir önceliktir. Çünkü, iyi şirketler, gereksiz maliyetlerden kurtulmuşlardır ve artık sadece maliyetleri kısarak ilave kar elde edemezler.

Daha büyük ve kalıcı başarılar için, her şeyden önce işletmelerimizin ar-ge, tasarım, teknoloji yoğun üretim, rafine ürünler, marka değeri ve bilgiye dayanan üretim konseptlerine uyum sağlaması gerekecektir.. Başarının devamı bu konulara daha da önem vermekle ve yaygınlaştırmakla mümkün olacaktır.

Yirmi birinci yüzyılın işletmelerinde yönetim, eğitim, tasarım, lojistik, tanıtım ve iletişim konularına özel önem vermeliyiz. Yöneticilerin ve çalışanların eğitimi, kişisel gelişimlerinin üst düzeye çıkarılması, kurumsallaşma ve profesyonel yönetime geçiş süreçlerinin tamamlanması, işletmelerimizin ve ekonomimizin geleceği bakımından vazgeçilmez bir değere sahiptir.  

Aile Şirketlerinin Handikabı

Ülkemizdeki şirketlerin büyük bölümü aile şirketi. Genellikle küçük ve orta ölçekli bu şirketler, Türkiye ekonomisinin bel kemiği denilse yeridir. Peki aile şirketlerinin gelecekteki yeri nedir? İşte kritik soru bu. Niye derseniz birlikte bakalım.Yapılan araştırmalar 1. kuşaktan 2. kuşağa geçen aile işletmelerinin yüzde 46’sının ömrünü tamamladığını, 3. kuşağa geçişte ise yüzde 96’sının kapandığını gösteriyor. İkinci kuşağa gelen şirketlerin yüzde 90 olasılıkla ya satıldığı ya da battığı, 3. kuşakta ise başarı şansının binde 6 olduğunun altı çiziliyor.

Aile şirketlerinde, bugünün ekonomi dünyasında rekabet edebilmeleri için profesyonel yönetimler ön plana çıkıyor. Bunun yolu kurumsallaşmaktan ve etkin bir sistem kurmaktan geçiyor. Diğer bir deyişle profesyonel şirket yapısını kurmak ve bunu profesyonelce çalıştırmak.

Aile şirketlerimiz, sadece ona sahip olan ailelerin konusu değildir. Elbette sorunları da sadece onların sorunları değildir. Aile şirketlerinde profesyonel yönetim ve kurumsallaşma, ülkemizin ve insanımızın konusu ve bu konu bir ölçüde hepimizin sorunudur.  Ekonomimizin büyük bölümü bu şirketlerin elindedir. Demek ki ekonomik geleceğimiz de büyük ölçüde bu şirketlerin geleceğine bağlıdır.

Sonsöz

Yönetim uzmanları, Batı'da, özellikle ABD'de gerçekleşen değişimleri ve yeni akımları örnek şirketler üzerinden açıklıyorlar. Bütün yönetim uzmanlarının dikkat çektiği iş modellerinden birini de, "Taze bir fikri benimseyip bir pazarı yeniden tanımlama" oluşturuyor. David Thomson'a göre, başarılarıyla örnek alınan şirketlerin ortak 3 özelliği var: "Müşterileri dinler, büyük düşünür ve hızla hareket ederler." Bizim işletmelerimizin de, bu kabiliyetlere sahip olmaları hepimizin dileğidir.

 

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
TÜRKİYE GÜNDEMİ