• BIST 82.779
  • Altın 146,779
  • Dolar 3,7701
  • Euro 4,0274
  • Samsun 8 °C
  • Ankara -1 °C
  • İstanbul 6 °C
  • Trabzon 8 °C

Neden intihar ediyorlar? -2-

Mustafa ÇAKIR

 

Heydi gidi günler; komşunun mutfağında pişen yemekten tattığımız günleri, kapının üzerinde anahtarın bırakıldığı günleri hatırlıyor musunuz?

Peki; tereddütsüzce ne zaman vereceğini sormayan birinden borç istediğiniz günleri. Çat kapı gidip saatlerce yanında hiç konuşmadan oturup sonra sessizce çıkıp kendinizi sokağa bıraktığınız dostların olduğu günleri.

Bir dolmuş parasını iki ekmeğe dönüştürüp kilometrelerce yürünülen günleri.

Kuruşun bile hesap edildiği ama mevzu bir tanıdıksa binlerin bile göze batmadığı günleri.

Tek ve iki kanallı televizyon günlerinde izlenen filmlerin her birinin ağırlıklı olarak şefkat, merhamet ve yardımlaşmayı, paylaşmayı ve paslaşmayı salık verdiğini anımsıyor musunuz?

İletişim ağlarının yükselişi ile bunları kaybetmeye başladık.

Eskiden hal hatır sorulurdu, şimdi selamlaşmadan bile önce “işler nasıl?” deyiveriyoruz.

İnsanlığın yücelmesi, ekonominin iyiliği gibi manaya taşındı.

Ardından ekonominin dişleri arasında canı burnundan gelerek yükselirken eksilmesin diye maddiyat yolumuzu, arkadaş çevremizi değiştirdik.

Olur ya isteyebilirlerdi!

Ekonomi, hal hatırlaşmama bir etkiydi.

Bizim yönümüzü değiştirdiklerimiz de, ayakları üzerinde durma mücadelesi verebilmek uğruna başka başka yönlere gittiler.

Bir gün o yönler kesiştiğinde de yüzler yere bakmaya başladı. İyi niyetli sistem kurbanları, aradaki köprülerı dünyalık adına yıkmayı kendilerine yediremedi.

Kısa merhabalarla sınırlı kaldı sohbetler. Akıllar yeni işler, yatırımlar, iş ilişkileri, iş dostluklarındaydı.

1991 sonrası televole kültürü de tetikledi bu yaklaşımı. İnsanlık adına illegal olan bu tablo hızla legalleşti.

Dostluğun ticareti, arkadaşlığın ticareti olur mu olmaz mı derken tam göbeğinde bulduk kendimizi.

Ya sonra, dizilerle kirlettiler en güzel hasletleri. Buz gibi erirken farkına varamadık! Şimdi, eriyen buza ilk haline dön diyorlar.

Buzlaşmak da eridiğinin farkına varmak da çok kolay değil, bugün. Buz olmak lazım diyenlere böyle akışkan ve her kaba uyum sağlayan halimiz daha güzelmiş diyoruz.

Her kaba uyum sağlarken biz biz olmaktan çıktık.

Çat kapı gideceğimiz kişilerden, anahtarını kapının üzerinde bırakan komşudan ve aynadaki siluetten utananlar yaşadıkları travmaları atlamıyorlar. Ve kendilerini imha ediyorlar.

Çarşamba günü de yazdım.

 işi sadece ekonomi ve manevi eksikliğe bağlamak eksik kalır.

Kabul ediyorum, yaratılış gerçeğine iman edenlerin ruhu da dinginleşecektir. Lakin, bugün temel sorun eriyen buza hiçbir müdahale olmadan “buz ol” demekte. Su müdahalesiz, soğutulmadan, şoklamadan buz olamayacağı gibi günümüzün sadece daha çok kazanmaya kurgulanmış insanına “imanını güçlendir” demek yeterli değil.

İdrak etse zaten yapar!

İntiharlara giden sürecin kısa psikolojik hikayesi bu. Eskiden yok demek utanmak için yeterli idi bugün yok demek profesyonellik oldu. O yokluk, insanlığı da yok etti. Gülmek bile, dert dinlemek için zaman bile yok .

 Ne acı!..

Gönlümüzü ummanlar gibi açıp insanları kucaklamadıkça her gün yeni bir intihar vakası haberi okuyacağız.

Ve ne yazık ki, şimdiden sıradanlaşan bu haberler yarın belki haber değeri bile taşımayacak.

Kimse canına bilerek kıyamaz. Akıl sağlığını kaybetmeyenlerin eline bir iğne batırmasını isteyin bakın size tepkisi ne olacak.

“Git be kardeşim deli misin?” diyecektir.

Peki bir insanın canına kıymasını nasıl kabul edebiliriz!

Hem de bu kadar umursamazcasına.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Haber Exen | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0.362. 432 64 64 Faks : 0.362. 435 47 77