• BIST 107.206
  • Altın 143,417
  • Dolar 3,5533
  • Euro 4,1312
  • Samsun 22 °C
  • Ankara 27 °C
  • İstanbul 27 °C
  • Trabzon 25 °C

ŞEKER GİBİ HASTALIK(!)

Gökçe YÜKSEL

 

Diyabet, diğer adıyla şeker hastalığı beslenmeye dikkat edilmediği takdirde vücutta büyük sorunlara yol açarak, yaşam kalitesini düşürüyor ve hayatı kişiye zehir ediyor. Doğru beslenildiğinde ise, diyabetlilerin yaşam süresi, bu rahatsızlığı yaşamayanlardan bile uzun oluyor. Şimdi bana soruyorsunuz:

-Nasıl oluyor bu iş?

Şeker gibi hastalık dememin sebebi biraz da bu aslında.  ‘Hastalık hiç şeker gibi olur mu, bu diyetisyen delirmiş!’ demeyin. Elbette ki her hastalık kötüdür. Az veya çok olsun illaki vücutta hasar bırakır. Kimi hastalık gelir geçer, kimisi gelir kalır, kimisi de atadan miras…

Bilindiği gibi genlerimizde bulundurduğumuz hastalıklara yapacak bir şey yok, ama dedelerimizin bize aktarmadığı, vücudumuzda hastalık izi taşımadığımız halde, bile bile yeni hastalıkları da çağırmamak gerek değil mi? Ne yapıyoruz ki hastalığı çağırıyoruz diyorsanız, buyurun konuyu enine boyuna konuşalım.

Zamanın getirdiği zorunlu çalışma hayatı, evin, çocukların ihtiyacı derken kendini unutuyor insan. Öyle ki doğru beslenmeye, yemek yemeye vakit ayıramaz hale geliyor. Evde yemek yemek için eşinin, çocuğunun eve gelmesini bekleyen kadın, hele bir işler hallolsun da sonra yerim diyen çalışanlar…

Uzun süre aç bekleyişin ardından bazen gün içinde yenmesi gerekenlerin hepsi bir öğünde tüketiliyor. Bazense bol kalorili ama küçük hacimli, yani insana aldığı kalorinin hakkını vermeyen, bir el ayasını aşmayacak büyüklükte, yağlı, kızartılmış, uygulanan işlemlerden dolayı kanserojen bileşikler bulunduran fastfood tarzı besinler tüketiliyor. ‘AYAKÜSTÜ’ de denilen bu beslenme modeli, adı üstünde olduğu gibi kısacık bir zamanda vücudu kalori bombardımanına tutuyor. ‘Ama onların tadı da bir ayrı!’ diyorsanız, haklısınız. Ancak bu besinlerin bu kadar lezzetli olmasını sağlayan mono sodyum glutamattır.

Normalde, günlük olarak evde tükettiğimiz besinleri yedikçe yemek istemememizin sebebi bu. Bir besin ağza ilk alındığında tükürükle birleşerek, dilimizdeki tat tomurcuklarını çalıştırmaya başlar. Tat hissi en yüksek seviyededir. Yemeye devam ettikçe, o tada alışır ve ilk lokmadaki lezzeti sonlara doğru bulamayız.

Mono sodyum glutamatlı besinlerde ise durum biraz farklı. Bu madde insana, yediği her lokmada ilk lokma hissini yaşatıyor. Yani yemeği ağzınıza her götürüşünüzde o yüksek lezzeti hissediyor ve bu yüzden daha çok yemek istiyorsunuz. Kalorisi oldukça yüksek bu besinlerde kan şekerinizi üst seviyelere taşıyor. Aynı şekilde bol şekerli, yağlı besinler de buna sebep oluyor. Vücut ise kan şekerini düşürmek için, bir isyanla beraber insülin salgıladıkça salgılıyor. İsyan evet, vücut isyan ediyor. Çünkü kan şekeri yükseldiğinde çarpıntı, ateş basması, susama gibi rahatsız edici durumlar ortaya çıkıyor.

Pankreasa bu kadar yüklenilmesinin sonucunda ise ya insülin mekanizması bozuluyor ya da salgılanan insülin kan şekerini düşürmeye yetmiyor. Bunun sonucunda ise tip 2 dediğimiz, sonradan oluşan diyabet hastalığına yakalanmış oluyorsunuz.

Ve başta dediğim gibi genlerinizde bulunmayan bir hastalığı davet ettiniz işte. Bu zamana kadar düzene sokmadığınız beslenmeniz başınıza dert açtı. Artık mecburen düzenli beslenmeye geçmek zorunda kalacaksınız. ‘Yok, ben düzensiz olan beslenme tarzımın bu düzenine alıştım!’ diyorsanız, sizin için yapacak pek de bir şey yok açıkçası. Çünkü özensiz davrandığınız vücudunuz size farklı sıkıntılarla gelmeye devam edecek. Bu seferkiler canınızı daha da sıkacak. Doğru beslenme düzenine uymazsanız, ilerleyen zamanlarda, katarakt, yaralarınızda geç iyileşme, ayağınızı mahvedip belki de kaybetmenize sebep olacak diyabetik ayak, böbrek rahatsızlıkları gibi birçok sıkıntıyla uğraşacaksınız.

Artık sıkıntıları anlatma, nerede bunun şekerliği diyorsanız işte başlıyoruz! Şeker hastalığından minimum zararla baş edebilmeniz için yapacaklarınız hiç de zor değil.

Ara öğün deyip geçme.

Altı öğün şart. Gün içerisinde iki öğün arası 3 saati geçmemeli. Şeker hastaları için en önemli olan bu. Bozulmuş insülin mekanizmasından şeker dengede tutulamaz. Aç kalmak da kan şekerini birden düşürerek hipoglisemiye sebep olur. İleri seviyede gerçekleşirse bilinç kaybı hatta ölümle bile sonuçlanabilir.

Yaşasın sebze-meyve!

Kan şekerini dengede tutmanın bir yolu da bol posa tüketmekten geçiyor. Sebze yemeklerine ağırlık vermek, yağsız bol salata tüketmek, meyveleri kabuklarıyla yemek bağırsaklara da fayda sağlıyor.

Sarışının adı, esmerin tadı.

Bu söylemin ekmek için de geçerli olduğunu biliyor muydu acaba büyüklerimiz. Her fırında kepekli, ruşeymli, çavdarlı, tam buğday unlu ekmek bulmak mümkün artık. Gelin o zaman sofralarımız esmer neymiş görsün. Kan şekerimiz dengelensin, bağırsaklarımız çalışsın, kolesterolümüz düşsün, vücudumuzvitamin, mineral kazansın. Bir vücut daha ne ister ki?

Bakalım ne istermiş, bitmez bu istekler…

Katı yağlar Safinaz gibi akıp gitmiyor.

Hatırlayanlarınız vardır illaki. Ispanak yiyip çok güçlü olan Temel Reis’in arkadaşıydı Safinaz. Yağ gibi erir, merdivenlerden aşağı akardı. Çizgi filmlerde her şey çok güzel evet ama iş gerçek hayata dönünce bir hayli değişiyor.

Margarin, tereyağı, kuyruk yağı gibi katı yağlar kolay kolay erimiyor vücutta. Damarlarda sıkışıp kalıyor, zamanla tıkıyor da. Şekerin verdiği hasara bir de bunlar ekleniyor.

Ama sıvı yağların özellikle de zeytinyağının faydası saymakla bitmiyor. Damar tıkanmasının önüne geçiyor, çocuklarda beyin gelişimini sağlıyor, bağırsak faaliyetlerini arttırıyor. 

Bu kadar faydasına rağmen yine de katı yağları tercih etmek sıvı yağlara insafsızlık değil mi?

Dünyayı harekete geçirecek olan, önce kendini harekete geçirsin.

Böyle söylemiş Sokrates. Ne de doğru demiş. Bir şeyler başarabilmek için hareket etmek şart. Kimse çaba göstermeden istediğine ulaşamıyor.

Kilo vermek, sağlıklı yaşamak için de hareket gerekiyor. Başlangıç olarak günlük 45 dakika hafif tempoda yürüyüş yeterli. Özel problemleriniz varsa ve bu kadar yürüyüş yapamam diyorsanız, vitrin gezer gibi yürüyebilirsiniz. Yeter ki hareket edin, az veya çok bir yerden başlayın. Alıştıkça miktarını arttırırsınız.

En tatlı zehirler.

Bu zamana kadar yemekten keyif aldığınız, sevindiğinizde ya da üzüldüğünüzde hemen sarıldığınız çikolatalar, şekerlemeler, yaş pastalar, baklavalar, kadayıflar ve bunların benzeri her şeyle vedalaşma vakti. Hep dostunuz, dert ortağınız olmuş olabilirler ama size zarar veriyorlarsa, bu ne yazık ki gerçek dost değildir…

Aynı şekilde fazla miktarda patates, pirinç pilavı, kavun, karpuz, üzüm, kuru meyvelerle de arayı biraz soğutmak gerek. Çünkü bunlar, televizyonda sıklıkla duyduğunuz glisemik indeksi yani kan şekerini yükseltme hızı oldukça yüksek olan besinler. Kan şekerinizin yükselmemesi ve birden düşmemesi ise asıl amacımız. Bu sebeple HOŞÇAKALIN eski dostlar!

Mis kokulu tarçın.

Tarçın, tatlıların üstünü süsleyen ve lezzet veren mis kokulu bir bitki. Bu sıra ise oldukça popüler. Hiperglisemi (şeker yükselmesi) yaşayanlar için kurtarıcı olan tarçın, birçok meslektaşımın diyetlerinin vazgeçilmezi arasında.

Tarçın kan şekerinin düşmesini sağlıyor. Tatlılarla, meyvelerle alındığında ise kan şekerinin birden yükselmesini engelliyor. Hipoglisemi (şeker düşüklüğü) yaşayanlarında dikkatle kullanması şart. Aksi takdirde hipoglisemi komasına girme riskini arttırıyor.

Ve evet sevgili dostlar, sağlıklı beslenmeyi öğrenip uygulamak isteyenler, şeker hastalığıyla doğan ya da sonradan tanışanlar…

Kaliteli bir hayat sürmek, hastalıklarla karşılaşma riskinizi azaltmak için yapmanızı istediklerim bu kadar basit aslında. Size ‘aç durun, bir şey yemeyin, ağır egzersiz yapın’ gibi söylemlerde bulunmuyorum. Aksine sık sık yiyin, aç kalmayın, biraz hareket edin, beslenmek için sağlıklı olan besinleri tercih edin diyorum.

Çocukların, eşin, evin ihtiyacını düşünüp KENDİNİZİ İHMAL EDERKEN, bir gün gerçekten onlar için hiçbir şey yapamayacak duruma gelebileceğinizi aklınızdan çıkarmayın.

Siz ne kadar sağlıklıysanız onlar o kadar mutlu, huzurlu ve sıkıntılar daha çözülebilir halde…

 

SEVDİKLERİNİZ İÇİN KENDİNİZİ SEVMEKTEN VAZGEÇMEYİN!

 

 

  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Haber Exen | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0.362. 432 64 64 Faks : 0.362. 435 47 77