• BIST 97.533
  • Altın 145,647
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Samsun 11 °C
  • Ankara 8 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Trabzon 16 °C

TEHLİKENİN FARKINDA MISINIZ?

Gökçe YÜKSEL

Yazım bu sefer oldukça uzun ve bir o kadar da şaşırtıcı sonuçlarla gizli.

Lütfen kendiniz için, bıkmadan, usanmadan sonuna kadar okuyun.

Bir video izledim geçenlerde… Yağın, şekerin vücuda nasıl zarar verdiğini, dünyada bunların zararlarını kanıtlayacak ne çalışmalar yapıldığını, hangi firmaların, içine bol yağ ve şeker koydukları ürünlerini nasıl masum gösterdiklerini, kazançları uğruna insan sağlığını hiçe saydıklarından bahsediyordu.

Şimdi bakalım, ürünlerde, ‘yağı azaltılmış’, ‘doğadaki besinlerden üretilmiştir’, ‘diyet’ ve daha birçok etiket yapıştırılmış ürünler aslında içinde ne barındırıyormuş.

ABD’de 1950’deki kalp krizi oranı, 1900’lere göre %30 oranında artmış ve kimse buna bir anlam verememişti. 1955’te Amerika başkanı Dwight D. Eisenhower’ın kalp krizi geçirmesiyle beraber insanlarda bir panik ve korku yaşanmaya başladı. Çünkü iş artık ciddi bir boyuta ulaşmıştı. İnsanlar bir cevap arıyor ancak bulamıyorlardı.

Hükümet araştırıcısı Ancel Keys, ülkelerindeki kalp krizi oranının neden yüksek olduğunu araştırmak için tüm dünyayı dolaşmaya başladı. Yaptığı araştırmalardan, diğer ülkelere nazaran ABD’de yüksek yağlı bir tüketimin olduğunu, bunun ise kalbe zarar vererek kalp krizine yol açtığını tespit etti.

Bu sonuçla beraber Amerika’da yeni bir dönem başlamıştı. İnsanlar az yağlı yemeye çalışıyor ve hazır gıdalardan uzak duruyordu. Bu durum, ürünlerine yüksek yağla tat veren üreticilerin hiç hoşuna gitmedi. Çünkü insanlar artık, üzerinde ‘yağı azaltılmış’, ‘az yağlı’ veya ‘yağsız’ ibaresi bulunmayan hiçbir ürünü tercih etmiyorlardı.

Fast-food, meşhur gazlı içecek firması ve bu firmanın bünyesinde bulunan diğer şirketler, insanlara ürünlerini az yağlı gösterip, tadından hiçbir şey kaybetmediğini göstermenin derdine düştüler. Peki, tadını yağdan alan bu ürünlerde, yağ yerine ne kullanılmalıydı?

Sadece cebini doldurmayı düşünen şirket sahipleri, insanların dengesini tamamen bozacak, insanları sürekli yemeye sevk edecek bir şey buldurlar; şu anda çoğu kişinin hayatının odak noktasında bulunan, onsuz yapamam dedikleri, ŞEKERİ…

O kadar mı zararlı şeker, diye aklınızdan geçiyor olabilir. Ama birazdan anlatacaklarım sizi oldukça şaşırtacak.

1808’ de şekerin sadece zararlı değil aynı zamanda zehir olduğuna dair çalışmalar yapıldı.

Yine bu yıllarda Batı Hindistan’da büyük bir şeker firması şekerin beslenme ve inek, koyun ve domuz besisinde iyi bir besin olacağını ispatlayabilen herkese çok büyük paralar vereceği teklifini sundu.

Birçok çiftçi, büyük hayallerle hayvanlarını şekerle beslemeye başladı. Çünkü şeker çok ucuzdu ve karşılığında bol paraya kavuşacaklardı. Ancak sonuç tam bir felaketti. Bu girişim birçok hayvanın ölümüyle sonuçlandı. Batı Hindistan komitesi vaat ettiklerinden vazgeçti.

1816’da bir filozof kendine ait köpekler üzerinde bir deney yaptı. Bir gruba, şeker ve zeytinyağı içeren su, diğer gruba ise sadece su verdi. Deney sonucunda su ve zeytinyağı ile beslenenlerin, diğerlerine göre çok daha çabuk öldüğünü gördü. Bu durum şekerin sadece faydasız olmakla kalmayıp aynı zamanda, vücuda büyük zararlar verdiğini gösterdi.

1930’lu yıllarda bir dişçi, farklı beslenme kültürlerini araştırmak için dünyayı dolaştı ve tükettikleri besinlerde rafine şeker bulunan ülkelerde, ağız ve diş sağlığının büyük ölçüde bozulduğunu gördü.

1957’lerde Amerika’da bir kitap yayınladı. 1800’lü yıllardan bu yana, şekerle ilgili tüm araştırmaların kişi hatasından kaynaklandığı ileri sürülerek, şeker aklandı. Kitap çok satanlar arasına girdi.

Elbette ki kitabı hazırlayan, şeker kullanımından en büyük faydayı sağlayacak bir ‘şeker firmasıydı’. Kitabın yazarı olarak, insanların itimat edeceği bir beslenme uzmanını seçmiş ve onun adıyla piyasaya sunmuştu.

Peki, insanlar şekerin zararsız olduğuna inandı mı?

Ne yazık ki evet. Hazır ürünlerin satışı fırladı, eskiye oranla çok daha üst seviyelere çıktı. Ürünlere yaptıkları, etiketlere az yağlı yazarak, içine biraz rafine şeker eklemekti.

2012 yılında yapılan bir araştırmada şekerin beyinde, kokain kadar bağımlılık yapacağı kanıtlandı.

Bu araştırmanın sonucundan da anlaşılacağı üzere, şekere bir kez evet diyen insanlar, çok daha şekerli şeyler yemeye başladı. Ürünlere olan talep arttıkça, şeker artık makarnalara, yoğurtlara ve aklınıza gelemeyecek daha birçok ürünün içine girmeye başladı.

İlerleyen zamanlarda rahatsızlıkların artmasıyla beraber halk şekere sıcak bakmamaya başladı. Ama şirketler bunun da bir çözümünü bulmuştu. Ürünlerde bol miktarda şeker vardı ancak, artık etiketlerde şeker yazmıyordu. Çözüm ise şeker yerine farklı isimler kullanılmaya başlanılmasıydı.

Agave (sabır otu)
Esmer pirinç şurubu
Yüksek fruktozlu mısır şurubu
Dekstroz
Buharlaştırılmış kamış şurubu
Glikoz
Laktoz
Malt şurubu
Şeker kamışı
Sakkaroz

Bunlar hazır olan her besinin etiketinde yazan, sadece adı değiştirilen şekerler.

Ve bilindiği üzere şu anda hayatımızın her noktasında şeker var. Tatlılar, çikolatalar, dondurmalar ve neredeyse hazır olan her üründe.

Araştırmalarla, sonuçlarla ve birebir gördüklerinizle, işte şekerin vücuda neden bu kadar zarar verdiğini açıklama vakti.

Bağırsaklarımızda milyonlarca bakteri yaşar, bunların çoğusu faydalı bakteriler, bir kısmı ise bize zararı olmayan zararlı bakterilerdir. Önemli olan faydalı bakteri sayısını fazla tutmak, zararlıları ise beslememektir.

Zararlıları ne yaparak besliyoruz diyorsanız, rafine şeker tüketmeniz, onlara tam bir ziyafet çekmeniz anlamına geliyor. Çünkü zararlı bakteriler, bir mantar türü ve şekerle besleniyorlar. Siz şekeri çok tükettikçe, onlar büyüyor, çoğalıyor ve zamanla faydalı bakterileri de yok etmeye başlıyorlar. Ve tüm vücudunuzu sararak sizi ele geçiriyorlar. Bu durumda ise, sürekli şekerli şeyler yemek isteyerek onları beslemeye devam ediyorsunuz. Vücuda birçok rahatsızlık vererek, hayat kalitesini düşüren bu bakterinin adı ise  CANDİDA. Verdiği zararlar:

Yorgunluk
Kilo alma
Uykusuzluk
Şişkinlik ve gaz
Hassas mide sendromu
Kabızlık
Deri problemleri
Mantar enfeksiyonları

Bunlar candidanın sadece başlangıçta sebep olduğu rahatsızlıklar.

Daha fazla ne yapabilir ki diye aklınızdan geçiyor olabilir. Candida kontrol edilmediğinde tüm sindirim sistemini sarar. Sindirim sistemi ise bizim en büyük savunma mekanizmamızdır. Sindirim sistemi çöktüğünde diğer hastalıklara karşı savunmasız kalır ve çok daha kötü durumlarla karşı karşıya kalabiliriz.

Candida uzmanı bir araştırmacının yayınladığı candida belirtileri:

Kronik yorgunluk
Enerji kaybı
Genel halsizlik
Düşük cinsel arzu
Yiyeceklere, kimyasallara ve diğer alerjenlere karşı hassaslık
Egzama
Sedef hastalığı
Hassas mide sendromu
Ayak mantarı
Mide bağırsak semptomları: pamukçuk, ağız içi beyazımsı plaklar, şişlik ve gaz mide krampları
Anüste kaşıntı
İshal
Kabızlık
Mantar enfeksiyonları
Sık idrar yolu enfeksiyonları
Hassas idrar yolu
Acılı ve ağrılı kanamalı adet düzensizliği
Adet öncesi sendromu
Depresyon
Asabiyet
Konsantrasyon bozukluğu
Alerjiler
Kimyasal hassasiyetler
Bağışıklıkta azalma(sık hasta olma)

Candidanın başka bir tehlikeli yanı ise, beyninize sinyal göndererek sizi daha çok yemeye itmesi. Bu sayede siz yedikçe o da hızla büyüyor.

Ekmekler, şekerler, rafine karbonhidratlar, gazlı içecekler, kızartmalar, pizza ve pasta gibi karbonhidrat ağırlıklı gıdalar, tatlılar şekerlemeler… bunların hepsi candida için tam bir ziyafet. Eğer bunları sık sık yemek istiyorsanız, büyük ihtimalle vücudunuzda candida üstünlüğü ele almak üzere.

Candida kilo artışın bir numaralı sebebi olarak da birçok araştırmaya konu olmuş bir bakteri.

İçimiz karardı, artık bundan nasıl kurtulacağımızı anlat dediğinizi duyar gibiyim.

Öncelikle, bağırsaklardaki faydalı bakterilerin sayısını arttırmalıyız. Bu sebeple, mümkün olduğunda probiyotik kullanımına özen göstermeliyiz.

Yoğurt, lahana turşusu, zeytin yüksek probiyotik içeren doğal gıdalar.

Yapmanız gereken diğer, hatta en önemli konu ise, tamamen doğal beslenmek. Hayatınızdan şekeri, rafine karbonhidratları, beyaz ekmeği, tatlıları ve tüm hazır ürünleri çıkarmak. Doğal beslenmeye başladığınızda vücudunuz kendiliğinden düzelecek ve doğal dengesini kuracaktır. Aynı zamanda fazla kilolarınız gidecek, daha enerjik hissedecek ve hayata pozitif bakmaya başlayacaksınız.

Peki biz tatlı ihtiyacımızı nereden karşılayacağız diye soracaksanız, meyve en güzel kaynak.

Beslenme düzenimi değiştiremem, şekeri ve daha saydığın onca şeyi hayatımdan çıkaramam diyorsanız, üzgünüm ama hayatınızın ilerleyen zamanları sizin için hiç de kolay geçmeyecek. Çok daha büyük problemlerle karşılaşacaksınız. Deri veremi, ülseratif kolit, MS, eklem iltihabı… Bu sorunlar ise bağırsağınızı dengelemekle düzelmeyecek problemler.

Bu sıkıntılara karşılık, doğal ve sağlıklı beslenmek ise oldukça zevkli.

Unutmayın ki, sağlık her şeyimiz. Sağlık yoksa mutluluk, huzur, heyecan yok. Hayat, sevdiklerimizle keyifli bir şekilde dolu dolu yaşanmayı hak ediyor.

O halde hayata istediğini ver ve tüm yanlış alışkanlıklara çok geç olmadan DUR! de. Bu hayatta senden ve sevdiklerinden daha önemli bir şey yok!

  • Yorumlar 3
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Haber Exen | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0.362. 432 64 64 Faks : 0.362. 435 47 77