• BIST 104.918
  • Altın 147,061
  • Dolar 3,4842
  • Euro 4,1810
  • Samsun 25 °C
  • Ankara 21 °C
  • İstanbul 28 °C
  • Trabzon 25 °C

Terazinin dengesi bozuldu...

Aylin TAT

 

   Onu ilk defa bir televizyon programında seyrettim. Kendine güveni, cümleleri ardı ardına bilinçli olarak sıralaması, sevecenliği ile ilgimi çekmişti.90'lı yıllarda alışkın olmadığımız bir tarzdı. Türbanlıydı, İslami feminist bir yazardı…

 

      Allah ile insan arasına hiçbir şeyin giremeyeceğini, kadınlar ve erkeklerin birlikte Cuma namazı veya cenaze namazı kılabileceğini söylüyordu. Cesurca, feminen tarzıyla çok hoştu. Amazondu kısacası…

   Adı; Konca Kuriş'ti. Onu hep takip ettim, ta ki 1998 yılının 16 Temmuz tarihine kadar, kaçırıldığı tarihe kadar yani… Günlerce işkence görmüş bedeni,21 Ocak 2000'de Konya Meram'da Hizbullah Operasyonu sırasında, bir villanın bodrum katında, domuz bağı ile boğulmuş bulundu… Korkunç bir vahşet!

 

     Elinde babasının resmi ağlıyor, Ahmet Arif Oyar. Diyarbakır'da 29 Nisan 1994'de Cuma günü, İstiklal Marşı çıkışı, Hizbullahçılar tarafından pusuya düşürülüp, öldürülen öğretmen babası Recep Oyar için ağlıyor…

 

   Ve bunlar gibi yaşanan yüzlerce vicdanları sızlatan olaylar…

   Ve sonuç;

 

   Tutukluluk sürelerini düzenleyen Ceza Mahkemesi Kanunun 102. maddesinin yürürlüğe girmesinin ardından ceza evinden çok sayıda tahliye yaşandı.

 

    Domuz bağı yöntemi ile işlenen 188 cinayetten suçlu bulunan Hizbullah üyeleri, cinayet zanlıları, uzun tutukluluk süreleri nedeniyle tahliye edildiler, hepimizin vicdanı sızlıyor…

   Bir taraftan, eline bugüne kadar silah almamış bilim adamları, gazeteciler, yazarlar hapishanede gün sayıyor.

 

     Adaletin sembolü terazinin, dengesi fena bozuldu yani…

      Adalet Bakanı topu Yargıtay'a atıyor, Yargıtay hükümete atıyor, derken bir kavram karmaşası almış başını gidiyor… Suçlu kim anlamak zor(!)Aslında herkes suçlu…

 

     Bu ülkede yaşanan her olay sonuçta Yargıtay'ın kapısını çalıyor… Yargıtay'ın işi zor, yükü ağır. Seyrediyoruz televizyonda ki dosya yığınlarını… Peki, bu yükü hafifletmek kimin görevi? Elbette ki yasamanın, meclisin görevi…

 

   Ülkemizde 4 bine yakın hâkim ve savcı ihtiyacı var. Bu ihtiyaç elbette ki, gün ışığına yeni çıkmadı. Basit bir duruşma tarihi bile 6 ay sonrasına gün atıyor…   

              

  Sekiz yıldır iktidarda olan hükümet bugün yargıyı suçlarken haksızlık etmiyor mu?  

        

    Gündem de var olan istinaf mahkemeleri bir türlü kurulamıyor. Adalet bakanına bakarsanız engellediler diyor. Hâkim ve savcı sayısındaki yetersizliğin farkında olduklarının ancak her defasında Danıştay'ın engel olduğu söylüyor.

 

    Ben hukukçu değilim ancak tüm bu sorunlar yumağı şunu gösteriyor ki; ciddi bir sistem tıkanıklığı var. Bugün gelinen noktada söylenecek tek söz bu gibi görünüyor.

 

    Durum böyleyken, biz kime ve nasıl güveneceğimizi bilemez durumdayız. Bugün sade bir vatandaş olarak adalete ve yasamaya güvenimizi kaybetmeye başladıysak vay halimize!

    Umutlu ve mutlu günler diliyorum…

  • Yorumlar 3
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Haber Exen | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0.362. 432 64 64 Faks : 0.362. 435 47 77