• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • Samsun 16 °C
  • Ankara 13 °C
  • İstanbul 16 °C
  • Trabzon 15 °C

YGS-LYS'NİN ARDINDAN...

Orhan DOĞANGÜNEŞ

Bu yazıyı çok yoğun geçen bir YGS-LYS maratonunun ardından kaleme alıyorum…

Ben, üniversite sınavına tekrar hazırlanmamak için ilk senede tercih yapan, KPSS’ye hazırlanmamak için “ben özelde mutluyum” diye teselli bulan, ciddi ve kitlesel sınavlardan mümkün olduğunca uzak duran bir insanım.

Ancak “işim gereği” üniversiteye hazırlıyorum, YGS-LYS maratonunda koşuyorum, koşturuyorum.

Keyif alıyor muyum, evet. Mesleğimi seviyor muyum, evet. Sevmediğim bir işi başkalarına yaptırmaktan niye keyif alıyorum, deli miyim? Hayır.

Sadece bu süreçte öğrencilerin yanında olmayı seviyorum, o kadar.

Niçin yanında olmak istiyorum? Çünkü bu süreç kolay bir süreç değil. YGS-LYS sınavları zor sınavlardır. İçerik ya da ders olarak zorluktan bahsetmiyorum. Ben sınavın psikolojik boyutunu daha çok dikkate alıyorum.

İlköğretim ve lise yılları boyunca çocuğuyla yeterince ilgilenmeyen pek çok veli, çocuğu lise son sınıfa geldiğinde onu farkediyor ve  “aa benim bir çocuğum varmış, şunu üniversiteye hazırlatayım” düşüncesiyle çocuğun elinden tutuyor ve bir dershaneye (yeni adı özel öğretim kursuna) ya da maddi durumu biraz daha iyiyse bir özel okula yazdırıyor.  Çocuğuna da bazen gizli saklı bazen de açıkça şu mesajı veriyor:

- Ben senin için elimden geleni yaptım, senin için şu kadar para harcadım, şimdi sıra sende, haydi bakalım!

Öğrencimiz, o yaşına kadar ciddi ve disiplinli bir ders çalışma temposuna alışkın değilse, o yıl tabiri caizse “afallıyor”, ne yapacağını şaşırıyor, bocalıyor. İyi niyetli bir şekilde çalışıyor, gayret ediyor, bir şeyler yapmaya niyetleniyor, bazen temponun ayarını tutturamıyor, geceleri uyumuyor, sabahlıyor. Geriliyor, geriyor. Dikkatsizlik ile ilgili problemler yaşıyor. Hatta bu süreçte birçok öğrenci maalesef “dikkat hapları” kullanıyor.

Bir taraftan geçmiş yılların eksiklerini kapatmaya çalışıyor, bir taraftan 12. sınıfın konularını öğrenmeye çabalıyor, bir taraftan test çözüyor, denemelere giriyor, bir taraftan aile ile ya da okulla ilgili problemler yaşıyor, bir taraftan da ailesinin ve çevresinin beklentilerine karşılık veremeyeceğini düşünerek müthiş bir baskı hissediyor.
 

Sonuç? Maalesef çoğu zaman beklenileni veremiyor. İşin ilginç yanı öğrencilerin çoğu bu süreçte kendinden geçiyor. Kendi hedef ve ideallerini bir kenara bırakıyor. Kendi hayatını başkalarının şekillendirmesine müsaade ediyor. Ömrünün tamamını geçireceği mesleği kendisi belirleyemiyor, bunun için kendisine ne kafa rahatlığı, ne de zaman veriliyor. Öyle ya, onun okulunun ya da kursunun taksitini ailesi ödüyor, sonuç olarak da hangi bölümü seçeceğine onlar karar veriyor!

Beklenilen nedir? O bile bilinmiyor. Velilerin tamamına yakını çocuğunun potansiyelini bilmiyor, bilse de kabul etmek istemiyor, “benim çocuğum çok zeki ama çalışmıyor, siz onu çalıştırırsanız her yeri kazanabilir” diyerek çocuğunun elinden tutuyor ve öğretmenlerine teslim ediyor.

“Her çocuk özeldir”, doğrudur. “Her çocuk aslında her şeyi öğrenebilir”, bu da doğrudur. Ancak bunun için hatrı sayılır bir zamana ihtiyaç vardır.

 Peki ne yapmalı?

Tabi ki bu süreçte disiplinli olunmalı. Çocuğunun ders çalışması için gereken ortam sağlanmalı. Öğretmenlerinin tavsiye doğrultusunda gerekirse evde de takipler yapılmalı. Ancak bu takip süreci tadında bırakılmalı. Abartılmamalı. Mümkün olduğunca evde sınav hakkında çok fazla konuşulmamalı. Okulda ya da kursta zaten derslerden yeterince bunalan öğrenci, evinde mümkün olduğunca nefes almalı, rahatlamalı.

En önemlisi de, veliler ve hatta bazen öğretmenler, öğrencilerin lise son sınıfta olsalar bile ders çalışmaya programlanmış bir robot olmadıklarını, onların da insan olduklarını, onlarında nefes almaya ihtiyacı olduğunu anlamalı.

Bu yazıyı neden mi şimdi yazıyorum. Çünkü biliyorum ki, LYS sonrası gergin bekleyiş başladı. İnanın çocuklarınız sizden daha gergin. Daha heyecanlı, daha stresli. Onların üzerinde hem gelecek endişeleri, hem de sizin beklentilerinizi karşılayamayacak olmanın tedirginliği var. O yüzden mümkün olduğunca bu konuyu fazla uzatmayalım. Çocuğumuzla olumlu duygusal ilişki kurmaya çalışalım.

 


Hayatta birçok şeyin telafisi vardır, hatta LYS’nin de telafisi vardır, ancak çocuğunuzu incitmenin ve aşırı bunaltmanın yol açacağı etkilerin telafisi olmayabilir.

Her çocuk, bu yükün altından kalkamayabilir, her çocuk başarısızlıkla itham edilmeye ve kendisinin zayıf görülmesine gelemeyebilir.

Artık sınavı biten öğrencilerin yerine velilerimiz sınava girmiştir.

Sınav sorusu ise aşağıdaki gibidir:

-Acaba hangi sınav çocuğumdan daha değerlidir?
 

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Haber Exen | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0.362. 432 64 64 Faks : 0.362. 435 47 77